Yeni Anayasa, Referandum, Laiklik, Şeriat ve 2021

Türkiye Cumhuriyeti 29 Ekim 1923'te resmen kuruldu ve sistem tartışmaları hâlâ bitmiyor. Sebepleri sayısız miktarda türetilebilir. Ancak en çok öne çıkan konuları bu yazımda derledim.


yeni anayasa Türkiye Cumhuriyeti 2021

Makale : Elçin Tuva


Aslında Cumhuriyet gibi bir mazi de var bu konular arasında ama Cumhuriyeti daha önce başka bir yazımda kısaca anlatmıştım. Burayı tıklayarak yazıya ulaşabilirsiniz.


Ve bu yazının konusunu başlıkta belirttim. Her biri, birbirinden ağır ve yıllardır üzerinde sayısız tez yazılmış konular. Bir makalede hepsinin birden derinlemesine anlatılamayacağı açık. Ancak bize göre, bizim için yönlerini kabaca açıklamak mümkün.


2021 yılına gelirken "İki ayyaşın yaptığını yasa diye kabul ediyorsunuz da şeriatı kanun olarak neden kabul etmiyorsunuz?" diye bir soru yöneltildi Türkiye Cumhuriyeti mensuplarına. O zamanlarda gördüğüm kadarıyla hamaset haricinde nitelikli bir cevap verilemedi bu itiraza. Çünkü ilgili soru "yumuşak karın" bölgesinden geliyordu.


Şeriat demek, kelime anlamıyla "yol" veya "metot" demektir. Şeriatı belirleyenin Allah olduğu kabul edilir ve Allah'a "Şâri-i Hakiki" yani "Gerçek Şeriat Koyucu" denir. Yani asıl hüküm sahibi Allah'tır. Allah'ın koymuş olduğu hükümler de en güncel olduğu belirtilen Kutsal Kitap olan Kur'an'da yazmaktadır.


Şeriat Nedir?

Bu sorguyu basılı ve dijital kaynak ortamında yaptığınızda karşınıza türlü türlü açıklamalar gelir. Bugün şeriat demek "İslam Hukuku" ifadesi ile eşleşmektedir. Bunun açılımı ise şeriat yanlılarınca şu şekilde belirtilir:


"Kuran’ın ayetlerine, Hazreti Muhammet’in sözlerine ve yaptıklarına, bunlardan çıkarılmış yorumlara dayanan, insanın yaşamını, toplumsal yaşamı düzenleyici, Tanrısal olduğu için hiçbir zaman değişmeyecek olan dinsel kurallar bütünü, İslam hukuku." Kaynak : Oxford Languages ve Oxford Languages, gerçek yaşam kaynaklarından derlenmiş sözcüklerin özgün kullanım analizlerine dayanıp, bu analizi temel alarak sözcüğün kullanımında rehberlik amacıyla sunmaktadır.


Bu açıklamadan ilgili çıkarımları sıralayayım:

  • Şeriat, Kuran ayetlerine dayanır.

  • Şeriat, Hazreti Muhammed'in sözlerine dayanır.

  • Şeriat, Hazreti Muhammed'in yaptıklarına dayanır.

  • Şeriat, Hazreti Muhammed'in sözlerine ve yaptıklarına dayanan çıkarımlara / yorumlara dayanır. (Âlimler, hocalar, imamlar kisvesinin yorumları, direktifleri, algıları)

  • Şeriat, insan yaşamını, toplumsal yaşamı düzenler.

  • Şeriat, Tanrısaldır.

  • Şeriat, hiçbir zaman değişmeyecek olan dinsel kurallar bütünüdür.


Bu açıklama, kendi içinde çelişkilerle doludur. Şeriat, Tanrısaldır denir ama insanların eylemleri, sözleri ve bu eylem ile söze getirilen yorumu da şeriatçılar kabul eder. Diğer yandan hiçbir zaman değişmeyecek kurallar bütünü olduğu ileri sürülür.


Hemen Kur'an ayetlerinde insan yaşamını ve toplum yaşamını düzenlemesi açısından "Çocuk Hakları" için bir yasa arayalım ve görelim ki; Kur'an'da çocuk haklarıyla ilgili geniş bir literatür yok. En belirgin yasa "Kürtaj yaptırmayın, çocukların canına kıymayın" şeklinde. Ancak Kur'an'daki verilerle "Çocuk hakları hakkında geniş bir yasa" çıkaramıyoruz.


Gelelim Kadına ve Kadın Haklarına. Kur'an'a dayalı olarak Kadın Hakları yasası oluşturmak ya da mevcut yasayı Kur'an ile güçlendirmek isteyelim. Neden olmasın? Ama ne oluyor? Bakıyoruz ki kadın ile ilgili hükümler, bugün kadının yaşamını ve toplumdaki yerini karşılamıyor. O gün için ileri seviyede duran bu yasalar, bugün yaşamın çok gerisinde kalmış durumda. Şöyleki; doksanlı yıllarda çok yüksek perdeden şeriat hareketleri ortalıkta dolaşıyordu ve benim de denk geldiğim bir kadın toplantısında "Kadın Hoca(!)" cemaatine şunları anlattı:


"Kadınlar, gündüz vakti sokağa, çarşıya, pazara gidemez. Sadece kocası onu alır ve babasını, annesini görmek istediği zaman gece vakti arabasıyla götürür. Kadın bir gece babasının evinde kalır. Ertesi gece koca, gelir karısını arabayla alır ve evine getirir. Kadının dışarıdaki işi bu kadar!"


Diğer yandan "okuyan" yani okulda eğitim alan kızların şeriat yanlısı cemaatteki adı "hafif kadın" ifadesinin argosu. Hatta ve hatta yetmişli yıllarda benim memleketimde Köy Enstitülerinin devamı niteliğinde olan Bölge Okuluna köylünün biri oğlunu okusun diye yolladığında, köylüler onun için şu yorumda bulunmuş: "Bu efendi cehenneme seccade serdi!" Yani oğlunu okutan baba, sırf oğlunu okula gönderdiği için cehenneme seccade açmış oluyor. Siz düşünün kadının toplumdaki halini!


Kızlar kadınlar sokağa çıkamazdı, okula gidemezdi, çarşı pazara gidemezdi, bedene oturan kıyafet giyemezdi şayet giyerse "giyili çıplak" olurdu, kadınlar haliyle çalışamazdı, kadınlar annelik ve kadınlık haricinde herhangi bir uzmanlığa sahip olamazdı, kadının sesi günahtı asla sesi çıkmazdı "Bir kadın olarak susardı", kadın şarkı söyleyemezdi ilahi dahi söyleyemezdi, kadın televizyona çıkamazdı, kadın yüzünü gösteremezdi, kadın kendini gösteremezdi, kadın mirastan Kur'an'da ne kadar söylüyorsa o kadarını alabilirdi, kadın dört kişi olursa bir erkeğin şahitlik seviyesinde olurdu, sebebi ise kadının aklına güvenin olmayışı idi haliyle kadının aklı, şahitlikte bile alt seviyede idi...


Arap dünyasında kadın yine böyle. Türkiye Cumhuriyetinde ise özgür.

Atatürk, kadınların başını açmamış; kadını zorla kapatanlara karşı bir özgürlük tanımıştır. Yani aslında kadınlar Osmanlı zamanında "zorla kapatılmıştır" ve bu zorbalık ortadan kaldırılmıştır. Aksi takdirde Atatürk'ün annesinde, eşinde ve Cumhuriyet kurulduktan sonra halk ile sohbet hallerinde görüldüğü üzere Atatürk, kimsenin başını filan açmamıştır. Zorlamamıştır. Sadece bir özgürlük tanımıştır.

Denizdeki fotoğrafı özellikle ekledim, keza isteyen mayosuyla denize erkeklerle beraber girerdi, isteyen de başındaki örtüsüyle dolaşırdı örneğine binaen. Evet, buna Atatürk'ün annesi de eşi de dahildi. Halk da dahildi. Yani Zübeyde Hanım'ı ve Latife Hanımı, mayo ile hiçbir fotoğrafta görmüyoruz. Nasıl görüyoruz? Başında örtü ile. O halde?


Atatürk'ün mücadelesini verdiği şey "İslam karşıtlığı" değil Türk Milletini zayıf konuma, alt konuma koyan ve cehalete sürükleyen her şeye karşı idi. Bu sebeple tekkelerle birlikte mason locaları da Atatürk tarafından kapatıldı. Sadece tekkeler konuşulur, mason locaları hiç konuşulmaz mesela... Sanki masonlar, localarının kapatılmasına hiç tepki vermemiş gibi... Verdiler... Nasıl? İşte böyle! Atatürk'ü ve Cumhuriyeti, din düşmanı göstererek. Birkaç seçilmiş paragöz ile başladılar, devamı arap saçı.... Yoksa Atatürk, kadına da erkeğe de aynı mesafede durmuş hür iradeli biridir. Türk Milletinin de şunun bunun zoru veya korkutmasıyla boyunduruk altında olmasından hoşnut değildi. Mücadelesi buydu.


Velhasıl gelelim günümüze. Diyelim ki iki ayyaşı değil de şeriatı dinlemek ve uygulamak isteyelim. Kadının dünkü konumu şeriata uygundu, değil mi? Peki, kabul.


O halde dindar kadının bugünkü durumu ne?

Okula gider, yurtta kalır, çarşıya pazara çıkar, milletvekili olur, meclise girer, televizyonda program yapar, ilahi söyler, şarkı söyler, köşe yazarı olur vaaz verir, cemaat hocası olur vaaz verir, üniversitede hoca olur seminer verir, imam hatipte okur hoca (!) olur, bakan olur, iş kadını olur, ticarethane açar, mirastan eşit pay alır, hemen her konuda uzmanlaşır...


Hani dört kadının şahitliği bir erkeğe denkti? Hani kadının sözüne güven olmazdı? Ne oldu? Bu kadınları susturabilir misiniz şeriat hükümleriyle :) Ben söyleyeyim, susturamazsınız.


Peki, o halde "değişmez hüküm"e ne oldu? Değişti...


Şimdi, ben de bu noktada sorularıma cevap istiyorum. Açalım Kur'an'ı ve yukarıda belirtilen şeriat kıstaslarında kadının bu hakları nerede geçiyor diye bakalım. Kadın milletvekili olur mu, Kur'an'da bulmaya çalışalım. Kadın doktor olur mu, kadın okur mu, kadın çalışır mı Kur'an'da bulmaya çalışalım bu hakları. Tabii bulamayalım... Çünkü yok! Sonra ne yapalım?

Eskiden yapılıyordu; tık kadını bir deliğe rahatla! Ama şimdi kadını, dindar bile olsa kadını bir deliğe tıkamıyorsunuz! Kur'an'da da geçmiyor bu haklar... Ne olacak?


Geçmiyorsa, kadınların bu hakları yoksa, iki ayyaşın ortaya koyduğu yasada var ama şeriatta yoksa o zaman bakanlar istifa etsin, iş kadınları ticarethanelerini kapatsın, sokakta bir tane bile başörtülü kadın yürümesin, otobüse binmesin, kocası yokken ortalıkta görünmesin, sesini kıssın, okula gitmesin, başörtüm var diye diploma vermiyorlar bana diye ağlamasın keza şeriata göre okuması yasak; bütün bu durumlardan dolayı Türkiye Cumhuriyetini suçlar açıklamalar yapmasın.


Demek ki Kur'an, şeriata gönül vermişlerin bile bugünkü insan ve toplum yaşamına cevap veremiyor. Keza bunu, kadın figürüne bakarak görebilirsiniz.


O halde şeriat denilen şeyde devlet sistemi olmak ya da olamamak gibi bir detayın dindarlar tarafından yeniden incelenmesi gerekiyor. Dürüstçe...

Gelelim vergi meselesine. Türkiye Cumhuriyeti, şeriat ile yönetilmiyormuş ve Laiklik varmış diye ülkeye vergi vermeyen şeriat yanlısı kişilerin dinde ödedikleri "Zekat" kriterine göre 100.000 Lirası olan bir kişi yılda 2.500 Lira zekat vermesi gerekiyor. 1.000.000 TL olan 25.000 TL, 1 milyar lirası olan ise 250 bin lira vergi vermelidir. Peki, ne oluyor? Bu kadar "yeşil zengin" var iken bu zekatlar nereye - nasıl gidiyor?


Adam malını eşinin, kızının, oğlunun, damadının üzerine ayrı ayrı bölüyor. %2.5 oranda verilecek zekatı en başta burada düşürüyor. Sonra da malının seviyesini düşük gösteriyor yani tamamını söylemiyor ya da ederini tam olarak belirtmiyor.


Zekat verdiği için devlete vergi ödemiyor ama sağlık hizmetinden, yol hizmetinden, elektrik hizmetinden, hukuk hizmetinden, eğitim hizmetinden, emekli maaşı hizmetinden yararlanıyor. Yani memlekete getirisi yok götürüsü çok fazla. Bu kişinin, devlete olan maliyeti çok yüksek.


Devlete zarar verene literatürde ne denir? Geçelim... Şeriat isteyen adama şeriata göre bir vergi sistemi kur da görelim dersen; yaptığı meydanda. Malının değerini göstermez, miktarını belirtmez, kafasına göre bir zekat uygular; oldu mu? Oldu oldu!


Şimdi en net veri olması açısından, hesap kitap ile belirlenebilir ve ölçülebilir olması açısından vergi - zekat örneğini verdim.


Diğer yandan İslam ile ilişkili dört ana mezhep var. Bir de Şia, bir de Caferilik var. Arap ülkelerindeki mezhepleri say say bitiremiyoruz, tarikat değil; doğrudan mezhep. Bu saydığım altı tanesi sadece Türkiye'de öne çıkanlar. Tarikatların, cemaatlerin sayısını kimse bilmiyor sadece bir arkadaşım bu konuları takip ettiği için aklımda kalan "3 milyon ayrı fraksiyon" olduğu bilgisini paylaşabilirim. Gelin bu rakamı çok abartılı bulalım ve diyelim ki olsun 1 milyon. Bu da çok abartılı diyelim ve yüz binde anlaşalım.


Türkiye'de ama sadece Türkiye'de bir olay karşısında bugün yüz bin kişi aynı anda farklı fikir ortaya koyuyor, söz konusu şeriat olunca! Ayrıca onun dediğini bu kabul etmiyor, bunun dediğini o kabul etmiyor; o, ona zındık, bu, buna fındık diyor. Esneklik tanımak filan hak getire!


Peki, şeriat; hanginize göre şeriattir diye sormak gerekir. Ya da hanginizin ki gerçek şeriattır diye soralım. Buyursunlar cevap versinler! Hatta tutsunlar sadece kadın ve çocuk hakları konusunda geniiiişşşş, detaylıııı, kapsamlı bir yasa teklifi hazırlasınlar, gelsinler ve desinler ki "İşte budur istediğimiz!" bakalım. Bence 1400 yıldır bunu yapamayanların 1400 yıl daha bu konuda çözemeyeceği çooooook sorun var.


Demek ki; iki ayyaş oturup bunları içerken düşününce ve üstelik Osmanlı zamanında tarikat, hacı hoca işleri daha da bir revaçtayken ne olmuş?

Denilmiş ki; şeriat diye birbirlerini parçalayanların arasında Devlet ve Millet heba olamaz arkadaşım. Laiklik, devlet yönetimidir. Din, devlet işlerine karışamaz.

İmzamı atıyorum. Şeriatın değil de Laiklik'in ne kadar önemli olduğunu zaten son zamanlarda anlayan anlayana!

Kim mi onlar?

Hemen anlatıyorum!


Daha düne kadar etle tırnak gibi bugünlere gelenler, birbirine düşünce!

Ne oldu?

Birbirlerine düşmeleri yetmedi!

Gazetelerin ve televizyonların kapanmasında o yere göğe sığdıramadıkları başörtü ve onu takan kadınlar yerlerde sürüldü!

Bu kadınlar tutuklandı!

Bu kadınlar tartaklandı!

Bu kadınların kocaları tutuklandı!

Aileleri bozuldu, darmadağın edildi!


Bakın, taraflarını tutmuyorum, sadece bir resme kameramı doğrulttum ve görüntüyü sizler için netleştiriyorum.


Devam edecek olursam; terörist ilan edilen bu kadınlarla, bu kadınların kocalarıyla dün kankaydınız. Bugün birbirinize girdiniz. Dün, Türk Milliyetçileri, Cumhuriyetçiler, Demokratlar size bakarken tek bir vücut görüyordu ve bugün söylediklerinizi söylüyordu. Bugün her ne olmuşsa aranızda ayrıldıysanız, birbirinizi kötülüyorsanız...


Devlete ne bundan!

Millete ne kardeşim!


Hadi üstümüze derdinizi aldık, aranıza bir hâkim getirelim desek sırada 100 bin fraksiyon var o da en az! 3 milyon olarak zikrediliyor bu rakamın gerçeği!


Bu kesim dün "Biz bu ülkenin evladı değil miyiz?" diye sorduğunda yaptığı işlere ve konuştuğu sözlere bir bakarsa iyi olur. Keza bugün düşman edindiği dünkü dostu ne konuşuyorsa, dün aynı sözleri birlikte konuşuyorlardı. Bugün eski dostlarının hain olduğunu söyleyenlere Cumhuriyetçiler dün "Hain" diyordu. Ancak o zaman Cumhuriyetçiler dinsizdi, imansızdı, kafirdi, din düşmanıydı, İslam karşıtıydı, ötekileştirendi vs vs vs...


Oysaki dahil olmamaya ant içmiş olanlar bizzat şeriat isteyen kesimin kendisiydi! Bu zihniyetin kendilerine bile faydası olmadığını şükür ki anladılar.


Demek ki ülkenin evladı olabilmek için, ülkenin çıkarları ön planda olmalıdır, senin değil!

Hangi söylemle olursa olsun; bireysel çıkar peşine düşen, evet, bu ülkenin evladı değildir!

Bu nettir!

Ne zaman ki ülkenin çıkarlarını savunan tarafta olursun, o zaman ülkenin evladı olursun, evet!

Vatandaş olursun, millet olursun işte o zaman ülkenin evladı olursun!


Sanırım artık bu noktayı şeriat yanlısı hiç kimse ile tartışmıyoruz!

Bugün bu konu Türkiye Cumhuriyetine yönelik her türlü terör faaliyetleri konusunda da gayet anlaşılır bir noktaya gelmiştir. Öyle ki hiçbir Cumhuriyetçi, hiçbir Laik, hiçbir Demokrat yüz yıldan önce şeriatçıları bu noktaya getiremezdi. Teröristle açılım olmaz, halay çekilmez, tankları ülkenin içinden şenlikle sınır ötesine geçirilmez dedik de ne oldu? Sadece birbirlerine düşmeleri gerekiyormuş! Beklediğimiz sadece buymuş!


Laiklik'in gerekliliğini de teröristle iş yapılmaması gerektiğini şeriat isteyen taraf anladı. Peki, sonra ne oldu?


Evet, şeriat konusunda geçmişe biraz baktığımıza göre 2021 Yeni Anayasası konusunu açmak isterim.

Ne? Yeni anayasa mı geliyor Elçin? Ne diyorsun, derseniz; evet derim. Hem yeni anayasa geliyor hem de peşinden baskın seçim geliyor derim.


Bu benim kişisel tahminim. Doğruluğunu zamanla göreceğiz.


Tıpkı referandum konusunda olduğu gibi.


Sayın Bahçeli, referandum ile başı sonu belli olmayan, ne idiği belirsiz bir sistem teklifi ile "Türk Tipi Başkanlık" diyerek ortaya attığı şeye "Türk tipi başkanlık diye bir şey yoktur" dedik, bu da nereden çıktı diye sorduk. Cevap alamadık. Anlattıklarınıza göre bir cumhuriyet yapısı yoktur dedik, cevap alamadık. Demokrasi ile yönetilen ülkemizde belirttiğiniz sistem, demokrasiyi alaşağı etmektir, bunu nasıl açıklıyorsunuz dedik; biz sizin bilmediklerinizi biliyoruz şeklinde bir cevap aldık! Böyle bir başkanlık sistemi, örneklerle pek uyuşmuyor dedik, cevap alamadık. İki ayyaşın getirdiğine karşılık getirilen bu sistemi kim getiriyor diye sorduk, cevap alamadık. Anladıklarımızdan biz bir şey anlamadık, buyurun bize iyice anlatın dedik. Hay hay dedi Bahçeli, gelin her Salı meclis konuşmamda size dersinizi vereyim dedi. Bahçeli şak şakçıları "aldınız mı lan dersinizi" diye her Salı sosyal medya hesaplarında yazdı çizdi ama bir ders alamadık. Çünkü hamasetten başka bir şey yoktu, açıklama yoktu, bol bol tokatlama ve aşağılama vardı.


Dayatılan başkanlık tipi, ilk yıl çatladı. İkinci yıl patladı. Üçüncü yıl "eksiği varsa gideririz tabii" dedi Bahçeli. Dördüncü yılda yeni anayasa konuşmaları başladı.


Nasıl ki referanduma hızla ülkemiz gitti; yeni anayasa da hızla oluşturulacak.

Hengameye hazır olun!


Neden mi? Çünkü çekincelerim var...


Şeriat söylemleriyle yola çıkmış ve bu niyetle hatırı sayılır yol almış birilerinin, hâlâ gönlünün şeriatta olması benim içimi gıdıklayan nokta.


Parlamenter sisteme dönüş, kaçınılmaz. Çünkü yine bu köşemde "Türk Halkından Tarihi Ders" yazımda anlattığım üzere oylar düştü, iktidar çatırdadı, iktidar partiler bölündü parçalandı, bölünmeler sonucunda ufak ufak partiler oluştu veeee...

İşler öyle bir hal aldı ki; hiçbir parti tek başına iktidar olamıyor Türkiyemde!

Daha da önemlisi ittifak denilen cendere de tek taraflı iktidar olamıyor!


Böl yönet felsefesi bu defa ters tepti! O kadar çok böldüler ki ortadaki bölünmüşler, yönetilemeyecek kadar çok fazla! Üstelik çok da değersiz!


Evet, bölünmeler sonucu ortaya çıkan partilerin oy oranları yerlerde sürünüyor! İktidar partiler, neredeyse %10'a varan kan kaybı yaşıyor, oyları hızla düşüyor!


Elbette seçim kaçınılmaz ama bu sistemle değil!

Önce halkın gönlündeki aslanın bir rahatlaması gerek. Yani parlamenter sisteme dönüş, olabilir en hızlı şekilde yapılacak.


Sonra da oylarda gözlem yapılacak. En ufak bir yukarı çıkış görüldüğünde seçim yapılacak.

İçinde ne var artık bilemeyiz...


Laiklik'e devam mı, kısmi şeriata meydan mı?

Hepsine ufak ufak herkes hazır olsun derim...


Çünkü her kesim çok öfkeli... Her kesimin yatıştırılması gerek...


Bu sebeple herkese ayrı ayrı bir havuç söz konusu olabilir 2021 yeni anayasasında.

Ay olarak da kasım - aralık aylarını ön görebilirim.


Dayatılan başkanlık tipi, dünyadaki ekonomi girişimlerimiz açısından da bize pahalıya patladı. Yabancı yatırımcı çekildi, yenisi gelmesi vs vs vs...


Parlamenter sisteme dönüş, dünya çapında huzurlu bir pozitif yaklaşımla karşılanacaktır. Ekonomiye olumlu yansımalar olacaktır.


Ancak... İktidar sadece parlamenter yapıya dönüş yapmayacaktır, katıksız şeriatçı yüzlerden arınacaktır. Bu sebeple...

Kadrolarda köklü değişiklikler yapılacaktır. Vizyon ve misyon aynı anda güncellenecektir. Eski liderler, birlik ve beraberlik mesajı için önemli yerlere getirilecektir.


Şeriat istemcileri tarafındaki karmakarışık istekler, net bir şekilde cevaplandığı sürece Yeni Anayasanın, referandum ile başlayan hengamenin üzerimize saldığı kara bulutları dağıtacağını var sayıyorum.

2 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör