Herkes Cumhuriyetçi Olabilir mi?

En son güncellendiği tarih: Mar 2

Cumhuriyet kısaca "Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir." ifadesinde belirtilmiştir. Hap gibi bir söylemdir. Sadece Cumhuriyetin değil aynı zamanda Demokrasinin de çizgilerini belirlemiştir. Fakat ince bir nokta var ki işte bütün meselelerin birbirine girdiği ve aslın, astardan ayrıldığı yer olarak bilinmesi şart!


Yazar : Elçin Tuva


Cumhur, Arapçada bir araya toplanıp bir topluluk oluşturma anlamına gelir. Atatürk'ün tüm yazılarında ve o dönemde basılı tüm kitaplarda kullandığı Cumhüriyet kelimesindeki Cumhür ise cumhur kelimesinde Osmanlı döneminde türemiş bir kelime olmakla beraber toplum, topluluk, kamu anlamları içerir.


Bu kelimeye Batı tarafında karşılık gelen ifade Latince söylemle Respublica'dır. Bu kelime Republic olarak diğer Batı dillerinde kullanılmaya başlıyor.


Azerbeycan devlet adında Cumhuriyet yerine Respublika ifadesini kullanmaktadır. Aliyev ise kendini resmi web sitesinde Azerbaycan Respublikasının Prezidenti olarak tanıtmaktadır.


Cumhur kelimesinin batı kökenli veya Türk kökenli olmayışına şaşıran insanlar Arapların Cumhuriyetin kitabını yazdığı sanısına kapılabilir.

Hayır!


Arap tarihi meraklıları tarafından incelenebilir ve geçmişten bugüne Arap devlet mazisini görebilir. Adım çıkmasın diye bu noktada oralara değinmek istemem.


Her yiğidin yoğurt yiyişi ayrıdır.

Osmanlı, Batı'da gelişen olaylarla Özellikle Fransız Devriminin saltanat zihniyetinde yarattığı şok etkisiyle "Cumhür" yapıda kendi ifadeleri üzerinde kafa yormuş ve bir türlü kendilerini Cumhüriyet için doğru düzgün güncelleyememişlerdir.


Bunun şahsi ve saltanat yapısı haricinde devletin diğer organlarıyla da yakından ilişkisi bulunur.


Bunlardan en önemlisi de Askeriyedir.


Osmanlı, askeri yapıyı bir türlü Cumhüriyet içinde doğru konumlandıramamış ve emir - komuta zincirinde saltanatın en baştaki kişi olması gerektiği fikrinden vazgeçememiştir.


Cumhüriyeti teknik açıdan daha çok irdelemeden derhal Atatürk dönemine ve Türkiye Cumhuriyeti'ne sözü getirmek istiyorum.


Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.

Bu ifadeye dayalı olarak neler gördü bu memleket neler...


Önceleri "Egemenlik, kayıtsız şartsız Allah'ındır / İslam'ındır." sloganları ile Türkiye Cumhuriyetinin ilkelerine yarım asırdan fazla karşı çıkan şeriatçı kesim, şimdi senden benden önde giden Cumhuriyetçi ve Demokrat!


Sebebi!

"Egemenlik!"


Bu noktaya gelinceye kadarki işlenen konular da ayrı makale ve araştırma konusu. Ama bizim bu yazıdaki merkez fikrimiz "Herkes Cumhuriyetçi olabilir mi?" noktasında yoğunlaşıyor.


Haliyle "herkes" ile ileri sürdüğüm belli başlı bazı kesimleri irdelemek isterim.


Devletin sistem ilkelerine göre rejimi korumakla birincil görevli olan Askeriye, rejimin koruyucusudur. Emniyet ve istihbarat da ardıl koruma güçleridir. Ancak askeriye kadar blok hareket kabiliyeti bu mercilerde bulunmaz. Cumhuriyet ilkelerinde birincil koruma görevlisi askeriyedir ve kendi iç dinamiklerince içte yönetilir. Sivil yasaya göre bir asker yargılanamaz. Buna en açık örnek "insan öldürülmesi" verilebilir.


Devletin yasal ve yasa koruyucusu konumunda olan askeriye, yargı gibi merciler birer organdır. İç dinamiklerinde atama esastır. Halkın seçme ve seçilmesi buralarda söz konusu olamaz. Yani devlet organları, birer kurumdur. Kurumlar, seçme seçilme esası ile yürütülmez. Dolayısıyla Cumhuriyet ve Demokrasiyi korumakla görevli bu mercilerde rejim karşıtı kişilerin bulunması, devletin temel koruma yasasına aykırıdır.


Yani bu merciler atama esasına dayalı organlar olmakla beraber, rejimin farkında ve devamlılığını sağlayacak kişiler tarafından görevlerin yürütülmesi zorunludur.


Devlet, böylelikle Cumhuriyet ve Demokrasi rejimini güvence altına alır.

Bu mercilerde rejim karşıtı bulunan kişilerin, zamanla temel ilkeleri delik deşik ederek başka bir evreye geçmesi rejim karşıtlığı eylem olarak devletin temel ilkelerini koruma yasasınca değerlendirilir.


Kişilere geldiğimiz zaman bugün en büyük sosyolojik vakanın "Plaza Çeteleri" dediğim yerlerde görüldüğünü söyleyebilirim.


Türlü türlü şirketlerin, hiçbir yasal dayanağı olmaksızın kendi iç dinamiklerinde kurdukları yasalarla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, vatandaşlık hakları ellerinden alınmış durumdadır. Örneğin Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre kadın, siyasette aktif görev alabilir. Ancak şirketler bu hakkı yaptıkları sözleşmelerle sadece kadının değil tüm vatandaşların siyasette aktif bulunma haklarını ellerinden almaktadır. Yani devletin size verdiği hak, çalıştığınız şirket tarafından ikincil bir sözleşme ile elinizden alınmaktadır.


Şirketlerin devletin korunması konumunda hiçbir sorumluluğu bulunmaz. Şirketler, devletin resmi düşmanı konumunda bulunan bir başka devlete kurumunu satabilir ve kârlı bir ticaret yaptığını rahatlıkla söyleyebilir.


Serbest ekonomi gereği bu durum yadsınamaz, yargılanamaz.

Dolayısıyla Cumhuriyetin gerek devlet organlarında gerek sivil ortamda en büyük temsilcisi "Millet"tir.

Millet, haklarını bildiği sürece Cumhuriyet ve Demokrasi sağlıklı bir şekilde ilerleyecektir. Şirketlerin ve bu şirket yöneticilerinin dayatmış olduğu ikincil sözleşmeler, Millet tarafından bu çerçevede irdelendiği zaman Plaza Çeteleri de Cumhuriyet organı olabilecektir.


Askeriye gibi istihbarat gibi emniyet gibi hareket etmeye çalışan özel sektörün Millete dayattığı usulsüzlükler, yasal çerçevede incelenmelidir.


Özel şirketlerde askeri özenti ile kurulmaya çalışılan emir - komuta zincirinin Cumhuriyet rejimine sahip olan Devletimizin eğilmesi şarttır.


Keza ekonomi, ekmek, gelecek kaygısı, kariyer gibi görünüşte zorunlu olan konular sebebiyle Millet, egemenliğini bir çeşit monarşiye devretmeye zorlanmaktadır.


Asker ile istihbarat ile emniyet ile Rejimi Cumhuriyet olan Devlet, bu konu üzerinde çalışmaya artık başlamalı ve Milleti zorla rejim dışına çeken bu kurumları incelemeli, geriye dönük yargı ve hüküm hakkını elinde bulundurmalıdır.


Gazete ile temsil olunan medya başta olmak üzere Milletvekillerine kadar uzanan Cumhuriyet kapsamında yer alan ünvan sahibi kişilerin, Cumhuriyet yanlısı olmak zorunluluğu bulunmamaktadır.


Eleştiri noktasında herkesin yasal haklar çerçevesinde görevini yerine getirmesi zorunludur. Ancak terör ve bölücü faaliyet nezdinde hiç kimse medya veya milletvekilliği veya siyasi parti görevini sürdüremez.


Amerika'da ABD bayrağı olmadan hiçbir yürüyüş yapılamaz, ABD'ye bağlılık yemini yapmayan hiç kimse ABD vatandaşı olamaz ve ABD çıkarlarına aksi davranan hiçkimse vatandaşlıkta tutulmaz ve ABD vatandaşı olan herkes Amerikandır, aksini kimse iddia edemez ve harici bir ırk üstünlüğünden bahsedemez. Fransa'da da böyledir, İngiltere'de böyledir, Almanya'da da böyledir, Hollanda'da böyledir.


Türkiye'de ise kişilerin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı esası ile herkes Türktür. Yasal zorunluluk olarak bu, böyledir. Kimse aksini iddia edemez ve aksi bir ırk üstünlüğünü, TC vatandaşlığı olduğu müddetçe dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir mecrasında söylenemez.
Türkiye Cumhuriyeti ilkelerine bağlılık, TC vatandaşının asli görevidir.

Devletin ve rejimin savunucusu olmak TC vatandaşının asli görevidir.

Bölücü ve teröristik faaliyetlerde bulunmak, Türkiye Cumhuriyetinin itibarını rencide edecek tüm eylemler, devlet nezdinde suçtur. Bu eylemlerde bulunan kimsenin konumuna bakılmaksızın yasalar, ilgili çerçevede işler.


Devletin yasa ve ilkelerine her ne sebeple olursa olsun dinamit koyacak, yasaların olduğu gibi uygulanmasını engelleyen, türlü ikincil sözleşmelerle asli yasal hakları ihlal eden herkes yasalar karşısında sorumluluk sahibidir.


Cumhuriyetçi olmak, devleti ve tüm organlarını idrak etmek demektir. Milleti idrak etmek demektir.


Bunlardan uzak olan kimse, ne o devletin vatandaşıdır ne o devletin Milleti dahilindedir. Cumhuriyet rejimi ile yönetilen bir devlette bunları idrak etmeyen ve doğru bir şekilde uygulamayan hiç kimse Cumhuriyetçi de değildir.

Olamaz.


Keza sistem, bir bütün olarak sistemdir. Ucundan kıyısından sistemi alıp gerisini sallamak bir idealist için uygun durum değildir. İç sistemde aksayan yönler ise her zaman tartışılır, iyileştirilir, gelişen yaşam çerçevesinde güncellenir.


Diğer yandan güç odaklı ilerleyiş, Cumhuriyet ilkelerine sadık devlet odaklı ilerleyiş ile tezattır.

Bir çocuk özgürce parklarda dolaşabiliyorsa, bir kadın istediği saatte sokağa çıkabiliyorsa, bir engelli hiçbir engel ile karşılaşmadan hayatın akışı içinde olanca doğallığı ile yer alabiliyorsa, hiçbir kolluk gücüne sahip olmayan bir kişi ülkede istediği konuma gelebiliyorsa, bir köpek insanlarla birlikte tüm yaşam saygınlığı ve hakları çerçevesinde itibar görebiliyorsa Cumhuriyet, üst seviyesine ulaşmış demektir.

9 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör