Ahlâkın Dikotomisi

TuvART yazarı Elif Sözer, toplumda kadın ve erkeğin sosyal olgunluğa başladığı an itibarıyla kendini gösteren taraf tutmacanın, ileride ne tür anormalliklere yol açtığını anlatıyor. Ayıp, namus, ahlak gibi kavramların yeni baştan güncellenmesi gerektiren bu yazı nefes kesici.


kız çocuk, erkek çocuk

TuvART Yazar : Elif Sözer



Bir toplumda ahlâk, kadın cinselliği üzerinden güdülüyorsa o toplum çürümüş bir temel üstüne inşa edilmiş demektir. Dış kabuk istenildiği kadar süslensin, ufak bir sarsıntıda çöküş başlar.


Dinlerin çoğunlukla eril dille yorumlanması sonucunda hak ve adalet, erkeğin çıkarları doğrultusunda aranır.

Cenneti annelerin ayağının altına seren bir din anlayışına rağmen öfkelenen insanlar birbirlerine anne veya kadın üzerinden küfürler savurur. Gelenekler ve ritüeller ile erkek şovenizmi yüceltilirken kadın, pasifize edilir.


Örneğin 8-9 yaşındaki bir çocuk sünnet edildiğinde süslü tacı, asası ve pelerini ile “kral” gibi hissettirilir. Sokaklarda gezdirilirken insanlar ona gülümseyen yüzlerle bakar, el sallar. Ardından kendisi için süslenmiş yatağa yatırılır ve etrafındakiler ona hediyeler verir. “Oldu da bitti maşallah, damat olur inşallah” cümleleri ile çocuğun bilinçdışına gönderilen mesajlar nettir: Ufak bir kesikte alemin kralı gibi hissettirilen çocuk bundan sonraki yaşamında krallığının iktidarını yükseltmek uğruna her yolu kendine mübâh görebilecektir.


Öte yandan bu işte bir tuhaflık vardır.


Canı yanarken karşısında bir elinde kısır tabağı olan annesi ile teyzesi göbek atmaktadır. Öfkelenmekte haklıdır çocuk. Bu öfke belki de onun kadına bakışını şekillendirecektir. Tüm yaşamını iktidarını korumak uğruna öfkelenmek üzerine kurgulayan erkeğin bulunduğu kültürel ve toplumsal yapı, bu algısını pekiştirir. (Abartılı gelebilir ama bunu bir de çocuğun algı dünyasıyla düşünün derim.)


Babasından, ağabeyinden duyduğu boyundan büyük küfürleri oyunlarda arkadaşlarına söylemekle başlar pratiği. Sonraları sokakta etkilendiği kadınlara nahoş hareketler yapmayı adamlıktan sayacaktır. Metroda otobüste oturduğunda bacaklarını yelken bezi gibi açacak, yanındaki kadını rahatsız etmiş olmaktan zevk alacaktır ve maalesef ki bu haşerelerin vukuatları adab-ı muaşeret ile sınırlı kalmayacaktır.


Peki ya kız çocukları.


Erkek çocuğunun sünneti teşhirciliğe varacak kadar abartılırken kız çocuğunun ergenliğe geçişi ayıpsallaştırılır. Erkek çocuğu alkışlanırken, kız çocuğu “aman kimse duymasın”la susturulur.

Erkeğin sünnetini bütün mahalle tebrik eder, kızın regli babasından bile saklanır. Dolayısıyla hem erkek hem de kız çocuğunun algı dünyasında ayıp kavramı bir türlü doğru yerini bulamaz.


Sağlıklı bir kadın olmanın göstergesi olan biyolojik bir olayın bu denli ayıp sayılmasının sonucunda suçluluk ve utanç duygularıyla büyüyen kadın, “oldu da bitti maşallah, damat olur inşallah” tezahüratlarıyla gaz verilen erkekle evlendirilir.


Kız isteme, kız verme, gelin alma merasimlerinde kadın nesneleştirilir.

Biyolojik yapısından utanan, bireysel kimliği yok sayılan kadın erkeğin psikolojik ya da fiziksel şiddetine sabır göstermelidir. Çünkü “yuvayı yapan dişi kuştur” ve yuvası zarar görürse esas sorumluluk kadınındır.


Narsisizmin bir yansıması olan gasligting, psikolojik şiddetin ustalıklı versiyonudur ve kadın bir müddet sonra şirazeden çıkmaya başlar.


Kadın için kız ve kadın şeklinde bekâret sınıflandırması yapılırken, erkek kaç yaşında olursa olsun her zaman erkektir.

Toplumda “erkeğin elinin kiri” önemsizliğine çekilen durum, kadının namussuzluğu olarak şiddetlenir.


Öte yandan yaşı kaç olursa olsun herkesin bireysel mahremiyet hakkına saygı duymamız gerekmektedir. İlle de bir tören veya kutlama yapılacaksa erkek ya da kız çocuğu ayırmaksızın teşhirciliğe varmayan kutlamalar çocuğun izni alınarak düzenlenebilir. Aile bireylerinin şefkati ve kuşatıcılığı, çocuğun içinde bulunduğu durumun ona tüm yönleri ile anlatılması kaygısını azaltacak ve bu durumdan utanmamasını sağlayacaktır.


Ayrıca, erkek şovenizmine karşı durmak amacı ile tepkisellikten doğan viral hareketler başlatmak, iyi niyetli çabaları nahoş yorumlarla karşı karşıya bırakabilmektedir. İlle de tartışmak gerekiyorsa, mevzuya bireysel mahremiyetten başlamak daha insancıl bir yaklaşım olabilir.


Ayıp, namus, ahlâk gibi kavramların toplumsal hafızada revize edilmesinin yöntemlerini konuşmak, daha çözümleyici olabilir.

Unutmamalı!


Sünnet ve regl arasında bireysel kimlikleri yok sayılan kadın ve erkeklerin olduğu sağlıksız toplumlarda şiddet sadece bir sonuçtur. Nedenleri analiz etmeden ve çözüme ulaştırmadan sonucun değişmesini beklemek hayalperestlikten öteye gidemez.

12 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör