top of page

Selçuklu Han'ı "Tuğrul Şah" Adı Fazla Geldi

Güncelleme tarihi: 3 Oca

Erzurum'un İspir kasabasında, Selçukluların kasabadaki ilk zamanlarında Tuğrul Şah adına yaptırılan camiinin adı İspir Müftülüğüne ait web sitede artık Sultan Süleyman Camii olarak görülüyor. Caminin adındaki değişikliğe bir anlam veremeyen duyarlı İspirliler, konunun aslını astarını öğrenmek için iğne ile kuzu kazmaya başladı.


İspir Tuğrul Şah Camii
İspir Tuğrul Şah Camii

Haber : Elçin Öztürkoğlu


İSPİR TUĞRUL ŞAH CAMİİ


1200'lü yılların başında Erzurum Emiri Atabey ErdemŞah bütçesi ile İspir'de yaptırılan Tuğrul Şah Camii, yaşamı boyunca birkaç defa yangına maruz kalması sebebiyle dönemin yönetimince restore edilmiştir. Ancak hiçbir zaman küle dönmeyen camii, en çok da ahşap çatı sebebiyle kullanım dışında kalmıştır.


Yine de ömrünün büyük çoğunluğunu hizmetle geçiren camii, Tuğrul Şah Camii olarak yaptırıldığı belgelerle sabittir.


1500'lerde yine bir yangına maruz kalan camii için Osmanlı belgelerinde aşağıdaki ibareler yer almaktadır. Ancak buradaki "Sultan Süleymân Hân'ın hayrı olan câmiin" şeklinde yer alan ibare, bütünüyle yanlıştır. Keza camiinin yapımı 1200'lerin başı olup en geç 1215 yıllarındadır. Bu sebeple Osmanlıya ve Sultan Süleyman'a daha uzun yüz yıllar vardır.



 


İSPİR TUĞRUL ŞAH CAMİİ HAKKINDA

OSMANLI BELGELERİNDEKİ METNİN ASLI

1642 Tarihli Erzurum Avarız Defteri


Karye-i mezbûrun askerî ve Müslümân ve zimmî reâyâları kasaba-i İsbir’de vâki‘ Sultân Süleyman Han aleyhü’r-rahme ve’l-gufrân Hazretleri’nin cami‘i kazâen ihrâk bi-n-nâr olub kazâ-i İsbir’in âmme-i mü’minîn ve kâffe-i müslimîn salât-ı Cum‘a ve îdeyn kılmaya muntazır oldukların ve aslında padişâh-ı gâzînin hayrâtı olub evkâf olmamağla cami‘-i mezbûr ihyâ olmayub el-ân harâbe olduğu ve ihyâsı gayret-i din ü devletden idüğü müşâhede olunub ihyâ ke-l-evvel ma‘mûr ve ba‘de’l-imâret ta‘mîr ve termîmin kendü malları ile görüb cami‘i cedîden binâ itmek şartıyla hâne-i avârızdan mu‘âfiyet ile taahhüd idüb ve taahhüdleri hüccet olunub vech-i meşrûh üzre karyenin ihyâsı ve pâdişâh-ı âlem-penâh hazretlerine ber-muayyen kadîmden hayır dua olunması ve bir gâzî pâdişâhın hayratı harâbe olmaması mühimmât-ı din ü devletden olmağla karye-i mezbûr hâneye dahil olmayub mu‘âfiyet ile kayd olunub taahhüdlerinden noksan üzere hidmet idüb taksirâtları zuhûr iderse hâne-i avârızları tahsîl olunmak üzre şerh virildi.


OSMANLI BELGELERİNDEKİ METNİN ÇEVİRİSİ / Çeviri : Osman Nuri Mete

İspir Kasabası'nın halkı Müslümân olan olmayan ve askerlik görevi olanlar burada bulunan ve merhûm Sultan Süleymân Hân'ın hayrı olan câmiin kaza ile yanması nedeniyle buranın yeniden yapılmasını dînîn ve devletin gereği olarak görmektedirler. Söz konusu camiin bir vakfı olmadığından binasının yapılması için geliri de yoktur. Bu nedenle yıkık hâlde durmaktadır. Halk kendi paralarıyla bu câmii yeniden yapmak istiyorlar. Bunun için yaptıkları harcamanın Avarız vergisi yükümlülüklerimden düşürülmesi , gerekli harcamaları yapmazlarsa Avarız vergilerinin tahsîl olunması şartıyla i bir belge verilmesi için açıklama yazıldı.



 

Buraya kadar her şey normal sayılabilir. 1200'lü yıllarda Erzurum'un Selçuklular tarafından Saltuk Oğullarından alınması üzerine Emirin, Sultan Tuğrul Şah adına bir camiyi İspir'de yaptırması işin özü. Sonrasında ise Osmanlıya Yavuz Sultan Selim zamanında geçen İspir, sanat eserleriyle de devletin güvencesi altına alınmıştır. Ancak yukarıdaki belgeye bakıldığında Sultan Süleyman zamanında bile Tuğrul Şah Camii'nin henüz bağlı olduğu bir vakıf bulunmamaktadır. Dolayısıyla caminin geliri de yoktur ve halkın kendi imkânlarıyla camiyi yeniden yapmak istedikleri belirtilmektedir.


Ancak halk arasındaki bilgiye göre Yavuz Sultan Selim'in İspir'i aldığı zaman yine bir badireden etkilenmiş ve kullanılmaz halde olan camiinin restorasyonu için bağış yaptığı bilinmektedir ve bu bilgiye, bu belgede yer verilmemiştir.


Ayrıca Selçuklu yönetimine göre Osmanlı döneminde olduğu gibi cami, çeşme, köprü gibi eserlerin bir vakfa bağlı olması ve bakım - onarım giderlerinin bu vakıflar üzerinden yapıldığı biliniyor. Selçuklu zamanında bir vakfa bağlı olduğu kesin olan Tuğrul Şah Camii, görünen o ki Osmanlı döneminde devlet tarafından uzun zaman halkın ellerine bırakılmış gibi görünüyor.


Tuğrul Şah Camii'nin Osmanlıda ne zaman bir vakfa bağlandığını TuvART Haber, araştırıyor. Bu vakfın Sultan Süleyman Vakfı olduğu bilgisi ilk elde edilen bilgilerden ancak bu bilgi YANLIŞTIR. Aslında Tuğrul Şah Camii, Türkiye Cumhuriyeti'nin köklü devlet anlayışına göre bağlı olması gereken yer Vakıflar Genel Müdürlüğüdür ve zaten Tuğrul Şah Camii, cumhuriyet boyunca Vakıflar Genel Müdürlüğüne bağlıdır. Fakat cami olması sebebiyle de Diyanet İşleri kısmı da bulunuyor. Tüm olay da burada karışıyor.



Merkez Sultan Süleyman Tuğrul Şah Çarşı Söğütlüdere Camii


Keza caminin adı Müftülükte Merkez Sultan Süleyman Tuğrul Şah Çarşı Söğütlüdere Camii olarak geçiyor. Kültür Varlıklarını Koruma Vakfında ise hâlâ Tuğrul Şah Camii olarak geçiyor.


İspir Müftülüğü ile TuvART Haber Proje Sahibi olarak yaptığım görüşmede, müftülükle yaptığı görüşmeler neticesinde gerekli yazışmaların yapılacağı ve Sultan Süleyman yerine Tuğrul Şah Camii adının tercih edilmesi yönünde taleplerini ilgili birimlere ileteceklerini öğrenmiş bulunmaktayım ve konuya yaklaşımımı tüm birimlere aynen şu şekilde ilettim:


"Belediyeye, müftülüğe ve kaymakamlığa gereken bilgi talebi yazımı gönderdim. Bilgi edinme hakkıma dayalı olarak sorumun cevabını almalıyım. Belediye, konunun takipçisi olduğunu belirtti. Kaymakamlık ise konuyla ilgileneceklerini iletti. Müftülükten ses çıkmadı. Caminin üzerinde bulunan tabelayı asmakla yükümlü Kültür Bakanlığı birimiyle olan görüşmeme dayalı olarak camiinin adının Tuğrul Şah olduğunu da teyit ettim, keza bazılarının savunması "bu camii zaten uzun zamandan beri Sultan Süleyman Camii idi" şeklindeydi. Oysa ki caminin fotoğrafta görüldüğü üzere tabelasında Tuğrul Şah Cami yazmaktadır ve Tuğrul Şah adının durduk yere kimi, neden rahatsız ettiğini anlamam mümkün değil. Zaten her fikir çevresinden hemşerim de konudan benim kadar rahatsız oldu. Herkes, Tuğrul Şah Camii'nin adının Sultan Süleyman Cami olarak değiştirilmesine karşı tepkili. Tuğrul Şah adına belki de Türkiye'de tek eser var, o da İspir'de ve bu birilerini rahatsız etmiş. Ayasofya'nın adını değiştirsinler, Tuğrul Şah'ın adıyla uğraşmasınlar. Bunu her ne sebeple, kim yapmış ise bu büyük tarihi hatadan vazgeçsinler. Tarihimizle aramızdaki bağları kesmek, köksüzleştirmek olarak algıladığımız bu adımı esefle kınıyorum. Erzurum Çifte Minare'nin de yarın öbür gün adını Vahdetttin olarak değiştirdiklerinde de keza aynı sebeplerle, aynı tepkiyi vereceğim."


 

Abideleri ve Kitabeleri ile Erzurum Tarihi Adlı Kitapta Tuğrul Şah Camii Bilgileri


İbrahim Hakkı Konyalı'nın kaleme aldığı ve 1960 baskılı "Abideleri ve Kitabeleri ile Erzurum Tarihi" adlı araştırma kitabında Tuğrul Şah Camii hakkında şu bilgiler yer alıyor.


Taş duvarlı, büyük keresteler kullanılarak dam şeklinde örtülü yapılan mabedin önüne altı yıl önce yine dam örtülü bir son cemaat yeri yapılmıştır. Mabed kıbleye, sağ ve soluna açılan beş pencereden ışık almaktadır.


Camiinin damını duvarlarla beraber yüklenen dört ağa. sütun; hiç yontulmadan, düzeltilmeden konulmak suretiyle yapıya caizp bir hususiyet sağlanmıştır.


50 yıl önce (1910) Müftü Şaban Efendi, camiinin üstünü açtırarak yeniden örttürmüştür. Camiinin duvarları ile kapısı orjinalliğini muhafaza etmiştir.


Kapsının üstünde kitabe taiının üstü alçı ile ve kat kat badana ile kapatılmıştır. Biz, merdiven temin ederek alçıyı ve badanayı itina ile kazıttık. Bu ameliyeyi yaparken vakit gecikmişti. Şehirde elektrik bulunmadığı ve yer de karanlık olduğu için bir lüks lambası ile devrinin sülüsü ile yazılmış üç satır halindeki arap.a kitabeyi şöyle okumaya çalıştık; kötü yazılı ve gramer hatalı bu kitabe dilimize şöyle çevrilir:


Bu mübarek mescit Emir Atabey Erdemşah eliyle Sualtan Mugıs-üd-din Tuğrul Şah için yapıldı.


Mescit kelimesi müzekker olduğu için işaret edatı da müzekker olarak (Haza) olmalıydı.

Karışık ve buhranlı zamanalrda İspir'de iyi arağpça bilen ve iyi yazan birisi bulunmadığı için kitabe böyle perişan yazılmıştır.


Kitabeye göre mezsict H.597 / M. 1200'den M.1225 /H.622 yılına kadar Erzurum'da hükümdarlık yapan Erzurum Selçuki hükümdarlığının kurucusu Mugis-üd-din Tuğrul Şah zamanında Atabey Erdemşah tarafından yaptırılmıştır. Kitabede yapıldığı tarih YOKTUR.


Tuğrul Şah'ın Bayburd kalesinde kendisinin dört ve karısının Menkücek ailesinden Nasır-üd-din Behram Şah'ın kızının bir kitabesi vardır. Kendisininkinin yalnız birisinde H.610 /M.1213 tarihi vardır. Diğerlerinin hepsi tarihsizdir. Bu kitabe Tuğral Şah'ın adını bize kadar getiren yegane abidedir. Bu bakımdan ayrıca bir kıymet taşır.


Mescidi Sultan adına yaptıran Atabey Erdemşah kimdir, şimdi bu suali cevaplandıralım:


Bu ErdemşahHorasanlı Hacı İsmail'in oğludur. Konya'da Kala'i Cerb mahallesinde Hacı Arap sokağının içinde bir mescidi vardır. Mescidinin kapısı üstündeki kitabesini de ilk defa burada ilim alemine sunuyoruz. Kitabe çok güzel bir Selçuk sülüsü ile yazılmıştır. Kitabeyi dilimize çevirelim :


"Bismillahirrahmanirrahim. Bu mescidi Emiri-l-müminin yardımcısı büyük Sultan Eb-ül-Feth Alaeddin Keykubat İbn-i Keyhüsrev'in hükümdarlığı zamanında Tanrının rahmetine muhtaç zayıf kulu Hacı İsmail Zade Şems-üd-din ErdemŞah 617 senesi aylarında yaptırdı. Tanrıya hamdolsun. (1)


(1) (Tuhaf bir tesadüftür. Bu kitabede de kalın bir badana tabakası altındaydı. Birçok emek sarfederek meydana çıkardık ve okumaya muvaffak olduk. Bu cami hakkında Konya Belediyesinin neşredeceği "Konya Tarihi" adlı büyük kitabımızda geniş malumat vardır.)


Kitabeye göre mabedin inşa tarihi Birinci Sultan Alaed-din Keykubad'ın hükümdarlığının ikinci yılına rastlar. Sultan Alaeddin, Erzurum'u Salduk Oğullarından alarak Tuğrul Şah'a verdikten sonra, bu Selçuk Emiri Tuğrul Şah'ın emrine girmiş demektir. Tuğrul Şah'ın oğlu Cihan Şah'a Atabey olduğunu tahmin ediyoruz. İşte o vakit İspir mescidini yaptırmıştır. Konya'daki mescidini H.617 / M.1195de yaptırdığına göre Tuğrul Şah'ın hizmetine bu tarihten sonra geçtiğini zannederiz. Bu zatın Konya'daki mescidinin bugünkü yaşayan adı "Kala-icirb Mescidi"dir. Sonradan Server Ağa, mescide bir ev vakfettiği için Server Ağa mescidi denmiştir.


İbn-i Bibi ve Aksarayi gibi Selçuk tarihlerinde mescitleri banisinin adına rastlayamadık ama Hacı İsmail'in Horasan'lı bir Türk olduğu hakkında bazı vesikalar elde ettik.


Faith'in Ankara kuyudu kadime arşivinde bulunan 256 numaralı defterinin 52inci sahifesinde Larende evkafı tesbit edilirken "Zaviye-İhacı İsmail-i Horasani"den bahsedilmektedir. Larende'de (Karaman) "Evlad-i Hacı İsmail" köyü adiyle bu zata nisbet edilen bir köy vardır ki, Fatih zamanında köye Hacı İsmail Ağanın ve Şems-üd-din Erdemşah'ın torunları tasarruf ediyorlardı.


Hacı İsmail, Karaman'daki Fisendûn köyündeki bir bağını da Kur'an okutmak için vakfetmiştir. Konya'nın Eski Sahra nahiyesi teşkilatına dâhil olan İsmil köyü de zannımıza göre bu zatın adını taşımaktadır. Avam İsmaili (İsmil) yapmıştır. Yine Sahra nahiyesindeki "İsmailler Çiftliği" adını bu Horasanlı Türk'ten almıştır. İstanbul Başvekalet arşivinde bulunan ve H.924/M.1518 yılında Yavuz Sultan Selim adına Konya'yı yazan Kemal Paşa Zade'nin defterinde, Konya müzesinde bulunan 970 ve 971 tarihli bir Konya sicil defterinde, Konya mahalleleri arasında bu mescidin banisinin adını taşıyan bir "Şemseddin Mallesi" görüyoruz. Sonra mahallenin adı değişmitşir.


Kemal-ed-din Oğul beyin H.646 / M.1248 tarihli Konya'daki Hızırilyaslık vakfiyesinde (2) bu mescidin banisinin adı "Şems-üd-din Gazi" şeklinde geçmektedir. Konya vakıflar müdürlüğündeki 223 numaralı dosyada bu mescidin tedavül kayıtları vardır. Mescidin Konya çarşısındaki beş dükkânı vakıf Server Ağa'nın Alemdar köyünde bir çiftliği vardır. Şems-ed-din ErdemŞah Gazi'Nin nerede, ne vakit öldüğü mezar veya türbesinin nerede bulunduğu hakkında henüz bir vesika elimize geçmedi.


İspir'deki camiinin kıble tarafında iki katlı ve 8 hücreli bir medrese vardı. Dabsendere köylü Hacı Süleyman Efendi Medresesi de denilirdi. 15 sene evvel (1945) yıkılmış, tamamen yokolmuştur.


İspirli Şevket Akın biz camii terk ederken, iki berat verdi. Bu beratlara göre camiye "İspir Kalesi Camii Kebiri = Ulu Cami" denilmektedir.


25 Şaban 1305 tarihli berattan öğrendiğimize göre İspir sancağının Kabahor Nahiyesinde Hoydosor, diğer adiyle Gecesor köyünden 1400 akça ve yıllık 96 kuruş bedelli Gedik Tımar ile İspir Kalesindeki Camii kebirde müezzinlik eden Osman oğlu Hüseyin vefat ettiğinden müezzinlik ayni tahsisatla oğlu Ebubekir'e verilmiştir. 10 Şaban 1324 tarihli ikinci beratla Ebubekir Efendi vefat ettiğinden müezzinlik, oğlu Abdurrahman Efendiye tevcih edilmiştir.

Beratın aldınta şunlar yazılmıştır:

- Timar- i nahye-i Kabahor der liva-i İspir

- Abdurrahman veled-i Ebû Bekir müezzin-i Camii kebir-i Kala-i İspir an tahvil-i perdereş el müteveffa


Karyei : Haydasar nam-ı diğer Gencesor tabii Kabahor, 10698 / 1400








191 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page