Tecrit ve Zombi İnsan Çağı

Güncelleme tarihi: Eyl 27

Tecrite maruz kalan insanların, tecrit süreci sonunda zombileşmesiyle ilgili sosyal soruna dikkat çeken TuvART yazarı Elif Sözer, bilimsel verileri bu yazısında paylaştı.


Fotoğraf : Simon Wijers / Unsplash
Fotoğraf : Simon Wijers / Unsplash

TuvART Makale : Elif Sözer


Psikolog Harry Harlow 1950’lerin başında Wisconsin Üniversitesi’nde primatlarda Pavlov’cu şartlanmalar üzerindeki araştırmaları sırasında bir maymun kolonisi kurmaya karar verdi.


Hamile primatların -doğum yaptıktan sonra- bebeklerini aldı ve her birini diğerlerinden yalıtılmış kafeslere koydu. Araştırma ekibi kafeslerin temizliğine, bebeklerin beslenmesine son derece özen gösteriyordu. Araştırma ekibi hastalık kapma olasılığını asgariye indirmek için bebekler arası iletişimi tümüyle yasaklamıştı.


Sonuçta vahşi ortamda yetişen akranlarından çok daha güçlü ve büyük primatlar yetişmişti.

Fakat fiziksel olarak son derece sağlıklı olan bu genç maymunlarda korkutucu bir sağlık problemi ortaya çıkmıştı. Tecrit altında büyütülen bu maymunlar yalnızlık nedeni ile çökmüşler, en temel sosyal ilişkileri bile beceremez konumuna gelmişlerdi.


Metal kafeslerinde mekanik bir şekilde ileri geri sallanıyorlardı ve başparmaklarını kanayana kadar emiyorlardı. Diğer maymunlarla karşılaştıklarında ise korkudan çığlık atarak kafeslerinin bir köşesine kaçıp yere bakıyorlar; tehlikeyi hissettiklerinde ise son derecede şiddet dolu davranışlar sergiliyorlardı.


Maymunlar sadece başka bir maymuna karşı değil aynı zamanda kendilerine de acımasızca davranabiliyorlardı.

Bir maymun kendi postunu parçalayarak kanlar içinde kalmış, bir diğeri ise elini kemirmişti. Sonuç olarak bebekliğinde tecrit edilen bu primatlar tüm ömürleri boyunca tecrit edilmeye mahkûm olmuşlardı.


Barış aktivisti Sarah Shourd örneği ise son derece sağlıklı bir bireyin tecrit sonrasında yaşadığı ruhsal çöküşü ve davranış bozukluğunu gözler önüne sermektedir.


2009’da Sarah ve iki arkadaşı Kuzey Irak’ta ABD casusu oldukları gerekçesiyle tutuklanırlar. Gruptaki iki erkek aynı hücrede tutulurken, Sarah tam 410 gün boyunca bir hücrede tecrit edilir.


Sarah o günleri şöyle anlatıyor:


Tecridin ilk birkaç ayında hayvansı bir duruma indirgeniyor; kafese kapatılmış bir hayvan gibi günün çoğunluğunu volta atarak geçiriyorsunuz. Daha sonra bu hayvansı durum bitkisel duruma dönüşüyor. Zihniniz yavaşlıyor ve beyninizde sürekli düşünceler tekrarlanıp duruyor (ruminasyon). Beyniniz kendi içine kapanıyor ve en büyük işkencenin kaynağı haline geliyor.


Serbest bırakıldıktan sonra Sarah, “diğer insanların topluca yaptıkları birçok şey vardı fakat ben kendimi yaşamın akışının dışında kalmış bir ‘yaratık’ gibi hissediyordum” diye ekliyor.


Bu örnekler çoğaltılabilir. Bir insanın yaşamındaki en önemli unsurlardan biri olan temel hak ve özgürlüğünün elinden alınması yani tecrit edilmesi sonucu gerçekleşen toplumsal yoksunluk uzun süreli depresyonlara, kaygılara, duygusal ve davranışsal bozukluklara neden olan son derece acı dolu bir süreç halinde tezahür eder.


Tecridin boyutları büyüdükçe bu durum toplumsal kırılmalara, kaosa ve önüne geçilemeyecek sosyal problemlere yol açar.


Bu yüzdendir ki bireylerin temel hak ve özgürlüklerin elinden alınması birçok hukuk sisteminde yasadışıdır.

Uzun lafın kısası; insanları zombileştirmek için dünyanın en iyi iletkenlerinden olan grafenin içindeki mesajcı RNA ların zerk edilmesine, insan-genom projesiyle genetik yapıların değiştirilmesine ve radyo alıcısına dönüşen beyinleri Starlink uydularından gönderilen “onu öldür, şunun kafasını kopar, parmağını kemir” gibi mesajlarla yönlendirmeye gerek yoktur.


Komplo teorilerini(!) bir kenara bırakırsak zombi bir toplum yaratmak için insanları izole etmek, sosyal hayatta negatif ayrımcılığa tabi tutmak ve insanların temel hak ve özgürlüklerini ellerinden almak yeterlidir. Tüm bu hukuksuz uygulamalar ve dayatılan, zor(ba)lanan her yaptırım sağlıklı bireyler ve toplumlar değil “Zombi İnsan Çağı” yaratır.

40 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör